Duyuru
İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planının (İDASEP) Güncellenmiş Taslağına İlişkin Değerlendirmelerimiz
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanlığınca yürütülen çalışma sonucunda hazırlanmış olan “İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı (İDASEP)”a ilişkin güncellenmiş taslak için Meteoroloji Mühendisleri Odası olarak yapmış olduğumuz değerlendirme yazımız aşağıda sunulmuştur. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ AZALTIM STRATEJİSİ VE EYLEM PLANI (2026-2035)TASLAĞINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE İTİRAZLARIMIZ(TMMOB METEOROLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI)2026-2035 İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı (İDASEP) taslak metni sahada uygulanabilirlik kısıtları yönünden değerlendirilmiştir. Taslak rapor üzerinde daha geniş kapsamlı değerlendirmenin de yapılması mümkündür. Ancak süre açısından önemli görülen kısmı değerlendirme yapılmıştır.“1.4. Türkiye’nin Sera Gazı Emisyonları” BaşlığıTaslak metinde, Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık (AKAKDO) sektörü hariç toplam sera gazı emisyonlarının 2024 yılında 584,5 MtCO₂e seviyesine ulaştığı ve 1990 yılına kıyasla %155,3 oranında arttığı resmi verilerle beyan edilmiştir. Bu veriler, Türkiye ekonomisinin son 35 yıllık büyüme modelinin karbon yoğun bir yapıya kilitlendiğini ve fosil yakıt bağımlılığının yapısal bir nitelik taşıdığını kesin olarak ortaya koymaktadır.Toplam emisyonların %72’sinin enerji sektöründen kaynaklandığı bir ekonomik yapıda, makroekonomik kısıtlar ve yüksek sermaye maliyeti (enflasyon/faiz dengesi) göz önüne alınmadan, önümüzdeki 10 yıl içinde emisyon patikasının radikal bir biçimde aşağı çekilebileceğini varsaymak finansal, iktisadi ve toplumsal gerçeklerle ne kadar bağdaşmaktadır. Emisyon azaltım hedefleri ile toplumsal ekonomik ve sosyal gerçeklilikleri görmemektedir. Ekonomik, sosyal gerçekliliklerle ekonomik istikrar programları arasındaki koordinasyonu kuramamıştır. Bu konu sadece taahhütlerle geçiştirilecek bir sistem değildir.“2.1. ENERJİ” BaşlığıÜretim ve Kurulu Güç Arasındaki Uyuşmazlık: Raporda, yenilenebilir enerjinin kurulu güç içindeki payının %62,3’e (76,3 GW) ulaştığı belirtilerek olumlu bir tablo çizilmektedir. Ancak Üretim Bazlı Kaynak Dağılım (Şekil 8) verilerine göre, fiili elektrik üretiminde yenilenebilir kaynakların payı %43,3’te kalmakta, elektrik üretiminin %56,7’si halen fosil yakıtlı santrallerden karşılanmaktadır. Rapor, kurulu güç rakamları üzerinden sahadaki fiili baz yük ihtiyacını gizlemektedir.Stratejilerdeki çelişki; Plan, eş zamanlı olarak kömür santrallerinin payını azaltmayı (ES.1.12) ve sanayi, ulaştırma ile binalarda derin bir elektrifikasyon (E-S.2) gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Kesintili yenilenebilir kaynakların (güneş ve rüzgar) bu yeni puant yükü tek başına karşılaması teknik olarak mümkün müdür? Öngörülen elektrik altyapısı ve modernizasyon eylemleri (E-S.3), şebekede oluşacak devasa esneklik ve kararlılık krizini çözecek finansal yapıya sahip midir ve böyle bir takvim hazırlanmış mıdır?“2.2. SANAYİ” BaşlığıTeknolojik Yapı Sınırı: Avrupa Topluluğu Endüstriyel Üretim İstatistikleri (PRODCOM) veya TÜİK’teki resmi adıyla Yıllık Sanayi Ürün İstatistikleri verileri, imalat sanayisinde üretilen ürünlerin teknoloji düzeyine göre dağılımında düşük ve orta-düşük teknoloji gruplarının toplam payının %67,5 olduğunu, yüksek teknolojinin payının ise yalnızca %3,6’da kaldığını göstermektedir. Üretim yapısı bu derece düşük teknolojiye ve montaja dayalı olan bir sanayi yapısının, yeşil hidrojen strateji (S-S.6.3), Power-to-X veya Karbon Yakalama (KYKD – S-S.6.2) gibi milyar dolarlık Ar-Ge ve yüksek sermaye gerektiren temiz teknolojileri hızla adapte edebileceğini öngörmek sanayi gerçekleri ile ne kadar bağdaşır?Strateji S-S.3: İklim Finansmanı; Sanayi istihdamının %48,5’i düşük teknoloji sektörlerindeki KOBİ’lerde yoğunlaşmaktadır. Türkiye Sanayi Karbonsuzlaşma YatırımPlatformu (TIDIP) gibi platformların (S-S.3.3) büyük çimento ve demir-çelik holdinglerine finansman sağlaması mümkün olsa da sermayeye erişim maliyetinin zirvede olduğu mevcut makroekonomik platformda, KOBİ’lerin “verimli motor değişimi” (S-S.3.4) gibi temel yatırımları bile yapacak teminat ve öz kaynak kapasitesi bulunmakta mıdır?“2.3. BİNALAR” BaşlığıEnerji Kimlik Belgesi (EKB) Yetersizliği ve Bürokratik Tıkanma: Rapor, Türkiye bina stokunda (EKB) alma oranının %18,5 gibi çok düşük bir seviyede olduğunu teyit etmektedir. Yapı stokunun %80’inden fazlasının yalıtım ve emisyon durumu resmi olarak belgelenmemişken, “bina yaşam döngüsü analizi gömülü karbon hesapları” (B-S.2.4) veya “Bina Renovasyon Pasaportu” (B-S.1.8) gibi ileri düzey uygulamaların zorunlu kılınması, sahada inşaat sektörünü bürokratik bir tıkanmaya sürükleyecektir. Ayrıca mevcut binalar için EKB belgesinin tespitten başka anlamı olmamaktadır. Enerji kötü binaların durumu EKB ile düzelmemektedir. Bu belgeler genellikle tespit belgeleri olarak kalmakta ve belge kirliliği oluşturmaktadır. Yeni yapılan binalar için standartlar konmalı ve uygulanması denetlenmelidir. Yeni iskanı alınmış binalar içinde EKB belgesi gibi bir zorunluluk belge kirliliğinden başka bir işe yaramayacaktır.“Strateji B-S.8: Derin Renovasyon/ Tadilat Finansman Mekanizmasının Kurulması”Kentsel Dönüşüm; Geri ödeme süreleri 10-15 yıl arasında değişen derin renovasyon projelerinin (B-S.8.1), yüksek inşaat maliyet endeksleri karşısında mülk sahiplerince finanse edilmesi imkansızdır. Deprem riski nedeniyle güvenli yapıların birinci öncelik olduğu ülkemizde, kentsel dönüşümde enerji verimliliği ve yeşil sertifikasyon gibi harcama kalemlerine yer verilmesi ne kadar gerçekçi görülmektedir? Birçok yapının bölgede deprem riski olmayan yapılarında yenilenmeye ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak bu kentsel dönüşüm sürecinin yürütülme süreciyle bütünleşik olarak ele alınması durumunda nasıl bir tablo ile karşılaşılacağının analizi yapılmalıdır.“2.4. ULAŞTIRMA” BaşlığıLojistik Yapı Gerçekleri: Resmi göstergelere göre; ulaştırma emisyonlarının %94,4’ünün karayolu taşımacılığından kaynaklandığını, şehirlerarası yolcu taşımacılığının %91,1’inin, yük taşımacılığının ise %90,8’inin karayoluna bağımlıdır. Demiryolunun payı yükte %5,9, yolcuda ise %1,2 düzeyindedir.“Strateji U-S.1: Modal Kayma”: Yolcu veya yük taşımacılığında yolculukların, enerji tüketimi ve sera gazı emisyonu yüksek olan ulaşım türlerinden, çevre dostu ve verimli olan daha düşük emisyonlu ulaşım türlerine kaydırılması (Modal Kayma), Karayolu lojistiğine göre şekillenmiş endüstriyel dağıtım ağlarının, 10 yıl gibi kısa bir sürede radikal bir biçimde demiryolu ve intermodal taşımacılığa (U-S.1.5) kaydırılabileceğini varsaymak ulaştırma planlaması açısından mümkün müdür? Tam elektrikli araçların toplam karayolu hareketliliğindeki payı sadece %1 seviyesinde olduğu dikkate alındığında, ulaştırmanın elektrifikasyonu (U-S.3) hedefi gerçekçi midir?“2.6. TARIM” BaşlığıÖlçek Sorunu: Türkiye’de 3 milyona yakın tarım işletmesi bulunmakta ve bunların ortalama arazi büyüklüğü sadece 6 hektardır. Bu derece parçalı, sermayesiz ve geleneksel yöntemlere sıkışmış bir çiftçi nüfusuna sahip küçük aile işletmelerinin; “metan baskılayıcı rasyon kayıt sistemleri” (T-S-1.1) veya “karbon tarımı sertifikasyon mekanizmalarını” (T-S-3.6) sahada uygulayabilecek teknik ve beşeri altyapısı bulunmakta mıdır?Gübre Azaltımı ve Kıtlık Riski: Tarımsal emisyonların %32’sini oluşturan tarımsal topraklarda sentetik azotlu gübrelerin (9,1 milyon ton tüketim) azaltılması hedefi (T-S-2.1), ikame organik gübre/kompost üretim altyapısı ulusal ölçekte kurulmadan uygulandığı takdirde, tarımsal verimlilikte radikal düşüşlere ve ulusal gıda arz güvenliği için değerlendirilmiş midir? Mevcut işletme yapısı ve gıda arz güvenliği açısından değerlendirilmek zorundadır.“3.1. Adil Geçiş” BaşlığıStrateji AG-S.1 kapsamında bir “Ulusal Adil Geçiş Stratejisi” (AG-S.1.1) hazırlanması öngörülmektedir. Ancak İklim Kanunu gelirlerinin adil geçişe ayrılacak payı (%10’a kadar), emisyon yoğun ağır sanayi sektörlerinde (kömür, çimento, demir-çelik) yeşil dönüşümün yaratacağı istihdam kayıplarını ve bölgesel ekonomik sarsıntıları sübvanse edebilecek mali derinlikten yoksundur. Karbon fiyatlandırmasının yaratacağı dolaylı enerji ve gıda enflasyonunun (enerji yoksulluğu- AG-S.1.7) alt gelir grupları üzerindeki yıkıcı etkilerine karşı somut bir sosyal koruma kalkanı geliştirilmemiştir.“3.2. Karbon Fiyatlandırma Mekanizmaları” Başlığı7552 sayılı İklim Kanunu ile yasal çerçevesi çizilen ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (TR ETS), sanayi alt sektörlerine ek bir karbon maliyeti yükleyecektir. AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) tüzüğüne uyum sağlamak (K-S.1.1) dış ticaret için elzem görünse de yüksek finansman maliyetleri altında ezilen sanayinin, Avrupalı rakipleri gibi milyar avroluk yeşil devlet teşviklerine sahip değildir. Ücretsiz tahsisat dağıtım kriterleri ve kıyas değerler (KS.1.3) yerli sanayinin teknoloji düzeyine göre esnek yapılandırılmazsa, ETS mekanizması karbon kaçağını önlemek bir yana, sanayide doğrudan üretimin durmasına, rekabet gücü kaybına ve istihdam krizine yol açabilir. SONUÇÖzetle; sunulan İDASEP (2026-2035) taslak metni, Türkiye’nin yapısal kısıtlarını, finansal gerçeklerini, yüksek sermaye maliyetini ve sahadaki mikro-işletme/KOBİ yapılarını göz ardı eden, gelişmiş Batı Avrupa ekonomilerinin patikalarını birebir kopyalayan ithal bir politika metni niteliğindedir.Kamu otoritesinin ve ilgili bakanlıkların, uluslararası taahhütler ile ulusal iktisadi sürdürülebilirlik arasında rasyonel bir denge kurması şarttır. Bu doğrultuda taslak planın;1. Makroekonomik Orta Vadeli Program (OVP) bütçe kısıtlarıyla uyumlu hale getirilmesi,2. KOBİ’ler ve küçük tarım işletmeleri için kamu eliyle finanse edilen somut hibe mekanizmaları içermesi,3. Sanayide yeşil hidrojen ve Karbon Yakalama, Kullanma ve Depolama (KYKD) gibi ütopik teknolojiler yerine, kısa vadede yerli imkanlarla yapılabilecek maliyet-etkin enerji verimliliği projelerine odaklanacak şekilde revize edilmesi zorunludur. İDASEP (2026-2035) TASLAK METNİNE İLİŞKİN MADDE GEREKÇE CETVELİİDASEP TaslakMaddesi / Başlığı Taslak İçi Öngörüve Hedef Saha Gerçeği &Veri Tabanı Kanıtı Resmi İtirazGerekçesi veAntitez ReferansKaynak veDoğrulamaLinki Bölüm 1.4:Türkiye’nin SeraGazı Emisyonları 2035 yılı itibarıylaemisyonların 643MtCO2 e ilesınırlandırılması veekonominin hızlakarbonsuzlaştırılması 2024 yılı emisyonu584,5 MtCO2e olup,1990’a kıyasla%155,3 artmıştır.Enerji payı %72’dir. Tarihsel karbonkilitlenme veyüksek emisyonartış trendi,makroekonomikkısıtlar altında buşekilde keskin birdüşüşüimkansızdır. TÜİK SeraGazıEnvanteri(BültenArşivi) Bölüm 2.1 /Strateji E-S.1:ElektrikÜretimininKarbonYoğunluğununAzaltılması Yenilenebilir enerjikurulu güç payının%62,3’e ulaşmasınadayanarak kömürpayının hızlaazaltılması. Şekil 8: Fiili elektriküretiminin %56,7’sihalen fosil yakıtlaradayalıdır. Kurulu güçkapasitesi ile fiiliüretim verisiarasındaki makasgizlenmiştir. Bazyük üretime olanyapısal bağımlılıkkısa vadedeçözülemez. TEİAŞYıllıkİstatistikleri(ÜretimTabloları) Bölüm 2.2 /Strateji S-S.6:Sanayi SektörüYeşil DönüşümTeknolojileri İmalat sanayisindeyeşil hidrojen,Power-to-X veKYKD (KarbonYakalama)sistemlerinin hızlayaygınlaştırılması. Şekil 12 /PRODCOM: Türkiyeimalat sanayisininsatış değerinin%67,5’i düşük veorta-düşükteknolojiye dayalıdır. Sanayinin üretimyapısı ezici orandadüşükteknolojilidir.Değeri sadece%3,6 olan yüksekteknoloji ile buhedeflergerçekleştirmekmümkün değildir. TÜİK Sanayiİstatistikleri(PRODCOMVeri Seti) Bölüm 2.2 /Strateji S-S.3:İklim Finansmanı ve Yeşil Yatırım KOBİ’lerin motordeğişimi veverimlilikyatırımlarını özkaynak ve yeşilkredilerle finanseetmesi. Sanayi işletmelerinin%54,4’ü düşükteknoloji grubundadırve toplam istihdamın%47,9’unusırtlamaktadır. Enflasyon veyüksek faizortamında,istihdamı sırtlayandüşük teknolojiliKOBİ’lerin buyatırımlarıyapacak sermayeve teminatkapasiteleriyoktur. TÜİK YıllıkSanayiİstatistikleri(TeknolojiDağılımları) Bölüm 2.3 /Strateji B-S.2 &B-S.8: BinalardaEnerji Verimliliğive YaşamDöngüsü Yeni binalarda binayaşam döngüsüanalizi (YDA)zorunluluğu vemevcut binalarda 10-15 yıl vadeli derinrenovasyon. Bina stokunda EnerjiKimlik Belgesi(EKB) sahiplik oranıhalen %18,5seviyesindedir. Budurumun katkısı daayrıcadeğerlendirilmelidir. Bina stokun%81,5’inin yalıtımve emisyon verisiyokken ileri düzeyYDA zorunluluğugetirilmesininkapsamlıçalışılması gerekir. BinalardaEnerjiPerformansı(BEP-TR)(İlgiliYönetmelikHükümleri) Bölüm 2.4 /Strateji U-S.1:UlaştırmadaSürdürülebilirModlara Geçiş Karayolu yolcu veyük taşımacılığınınhızla demiryolu veintermodal sistemlerekaydırılması (ModalKayma). Türkiye’de karayolubağımlılığı yolcuda%91,1, yükte ise%90,8’dir. Demiryoluyolcu payı %1,2’dir. Ülke lojistikaltyapısı tamamenkarayolu ağınakilitlenmiştir. 10yıllık bir sürede buyapının radikaldeğişimi ütopiktir. KGM veTCDDResmiGöstergeleri(UlaştırmaİstatistikleriÖzetTablosu) Bölüm 2.6 /Strateji T-S.2 &T-S.3: TarımdaBitkisel Üretim veGirdi Yönetimi Sentetik azotlu gübrekullanımınınazaltılması, karbontarımı sertifikasyonuve dijital izlemesistemleri. Türkiye’de 3 milyontarım işletmesibulunmakta veortalama arazibüyüklüğü sadece 6hektardır. Parçalı vesermayesiz küçükaile işletmeleri busistemlerikaldıramaz. Gübrekısıtı doğrudanulusal gıda arzgüvenliğini riskeatar. Tarım veOrmanBakanlığıVeri Portalı(TarımsalİşletmeGöstergeleri) Bölüm 2.8 /Strateji K-S.1:KarbonFiyatlandırmaMekanizmaları Sanayi alt sektörleriiçin TR ETS(Emisyon TicaretSistemi) kurulmasıve karbonmaliyetlerininyüklenmesi. 7552 Sayılı İklimKanunu (Madde 12)kapsamında yasalsüreçyürütülmektedir. Avrupa’dakirakipleri gibimilyar avrolukyeşil devletteşviklerine sahipolmayan Türksanayisi, ek ETSmaliyetleri altındaiflas riskiylekarşılaşır. MevzuatBilgi Sistemi– 7552 SayılıKanun (İklimKanunuMetni)
TMMOB Teoman Öztürk Sosyal Tesisi 2026-2027 Dönemi Kayıt Başvuruları Başladı
TMMOB Teoman Öztürk Sosyal Tesisi 2026-2027 eğitim-öğretim dönemi için başvuru ve kayıtları başladı.Ayrıntılı bilgi için: https://www.tmmob.org.tr/icerik/tmmob-teoman-ozturk-sosyal-tesisi-2026-2027-donemi-kayit-basvurulari-basladiBaşvuru için: https://sosyaltesis.tmmob.org.tr/forms/686e60fdbe1b1a810149f38c
Ülkemizin ve Halkımızın Geleceğini Emperyalizmin Savaş Örgütü NATO'ya Teslim Etmeyeceğiz!
TMMOB ve bağlı Odaları 26 Haziran 2026 tarihinde “Ülkemizin ve Halkımızın Geleceğini Emperyalizmin Savaş Örgütü NATO’ya Teslim Etmeyeceğiz!” başlıklı ortak bir basın açıklaması yaptı.Ülkemizin ve Halkımızın GeleceğiniEmperyalizmin Savaş Örgütü NATO’ya Teslim Etmeyeceğiz!Emperyalizmin savaş örgütü NATO’nun 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da gerçekleştireceği 36. Zirve öncesinde başkentte olağanüstü hâl rejimi yaratılmıştır. Ankara Valiliği’nin duyurduğu yasak kararlarıyla 28 Haziran-10 Temmuz günleri arasında toplantı ve gösteri yürüyüşlerinden basın açıklamalarına, bildiri dağıtımından pankart asılmasına kadar en temel demokratik haklar hedef alınmıştır. NATO zirvesi yapılacağı gerekçesiyle başkentin günlerce baskıcı uygulamalarla kuşatılması, halkın anayasal hak ve özgürlüklerinin fiilen kaldırıldığının en açık göstergesidir.Siyasi iktidarın varlığını sürdürebilmek amacıyla ülkemizi NATO’nun saldırgan stratejilerine ortak etmesini, topraklarımızı emperyalist müdahalelerin ve savaş politikalarının üssü haline getirmesini asla kabul etmiyoruz.NATO, kuruluşundan bu yana halklara ve emekçilere savaş, işgal, yıkım ve istikrarsızlık getirmiştir. Darbelerden kontrgerilla faaliyetlerine, işgallerden bölgesel çatışmalara uzanan sicili bunun en somut kanıtıdır. Bugün de enerji kaynakları, ticaret yolları ve jeopolitik çıkarlar uğruna coğrafyamız yeni savaşların ve gerilimlerin merkezi olmaya sürüklenmektedir. Başta Ortadoğu olmak üzere bölgemiz emperyalist müdahalelerin, işgallerin ve saldırgan politikaların hedefi haline getirilmektedir.ABD emperyalizmi, Trump yönetimiyle birlikte bir yandan “ABD olmazsa NATO kâğıttan kaplan” deyip diğer yandan bu saldırganlığı daha da tırmandırmakta; uluslararası hukuku hiçe sayan, savaşları ve işgalleri meşrulaştıran, halkların iradesini yok sayan politikalar her geçen gün daha tehlikeli boyut kazanmaktadır. Soykırımlara ortak olan, otoriter ve antidemokratik rejimleri besleyen bu kötücül anlayış, dünya halklarını daha fazla yoksulluk, baskı ve çatışma ortamına sokmaktadır.Bizler çok iyi biliyoruz ki bu savaş politikalarının bedelini tarihin her döneminde olduğu gibi yine halklar ve emekçiler ödemektedir. Silahlanmaya ve askeri harcamalara ayrılan kaynaklar; gıdadan, sağlıktan, barınmadan, eğitimden, üretimden ve kamusal hizmetlerden çalınmaktadır.Emperyalist-kapitalist sistemin yarattığı krizlerin faturası, ülkemiz başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında işçilere, emekçilere, gençlere ve emeklilere daha fazla yoksulluk, güvencesizlik ve geleceksizlik olarak kesilmektedir.Halkların gerçek ihtiyacı savaş politikaları olamaz!… Halkların gerçek ihtiyacı barışın, eşitliğin, demokrasinin ve özgürlüğün hâkim olduğu bir yaşamdır.Ülkemizin geleceği emperyalist merkezlerde, NATO karargâhlarında ya da uluslararası sermayenin çıkar hesaplarında değil, emeğiyle geçinen, üreten ve ülkesine sahip çıkan milyonların örgütlü mücadelesiyle kurulacaktır.Ülkemizdeki tüm NATO üsleri kapatılmalıdır!Bir savaş örgütü olan NATO’dan derhal çıkılmalıdır!Savaşa, işgale, emperyalist müdahalelere ve gericiliğe karşı yaşamı, barışı, demokrasiyi, laikliği ve tam bağımsızlığı savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz.Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!Kahrolsun Emperyalizm! Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)Bilgisayar Mühendisleri OdasıElektrik Mühendisleri OdasıFizik Mühendisleri OdasıGemi Makineleri İşletme Mühendisleri OdasıGemi Mühendisleri OdasıGıda Mühendisleri OdasıHarita ve Kadastro Mühendisleri Odasıİçmimarlar Odasıİnşaat Mühendisleri OdasıJeoloji Mühendisleri OdasıKimya Mühendisleri OdasıMaden Mühendisleri OdasıMakina Mühendisleri OdasıMetalurji ve Malzeme Mühendisleri OdasıMeteoroloji Mühendisleri OdasıMimarlar OdasıŞehir Plancıları OdasıTekstil Mühendisleri OdasıZiraat Mühendisleri Odası
5 Haziran 2026 Dünya Çevre Günü
Bugün Dünya Çevre Günü: Çevre gününde, başta ülkemiz olmak üzere dünyada süre gelen çevre sorunlarından sorumlu kurum ve kuruluşların bir kenara çekilip çevreyi dinlemesi gerekir. Her geçen yıl çevre tahribatı katlanarak artış göstermektedir. Doğal yaşam alanlarının azalması, su kaynaklarının kirlenmesi, kentleşme baskısı ve biyolojik çeşitliliğin yok olması temel sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler’in çağrılarına rağmen küresel ölçekte olumlu bir ilerleme sağlanamamaktadır. Türkiye özelinde ise çevre ve su kanunları ile bu kanunlara istinaden çıkartılmış olan yönetmelikler çevreyi korumakta yetersiz kalmaktadır. Bu yasal düzenlemelere rağmen yeni sorunlar yaratılmaktadır. Özellikle mevcut çevre mevzuatının uygulanmamasının temel sorundur. Sonuç olarak, yaşanan çevre sorunlarının sorumluluğunu hiç kimse üzerine almayarak, hesap vermekten kaçılmaktadır. Çevreyi doğal yaşamı korumak için daha çok tedbirler alınmalıdır.Unutmamalıdır ki “ÇEVRE” sadece şahıslara ait değil bu dünyada yaşayan bütün canlılara aittir.
TBMM Milletvekillerine Açık Mektubumuz
TBMM ÜYESİ MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUBUMUZDURKONU: İKLİM KANUNU TEKLİFİİklim Kanunu Teklifi (2/2927) ve Çevre Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine devam edilerek 5’inci maddesine kadar kabul edildiği (TBMM Tutanak Özeti 74’üncü Birleşim 9 Nisan 2025) belirtilmektedir.Kanun teklifi, TBMM gündemine alelacele alınarak komisyondan geçirilmiştir. İlgili kurumlar, kuruluşlar ve demokratik kitle örgütlerine söz hakkı tanınmamıştır. İklim konusu görüşülürken, birinci derecede ilgili olan TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası’nın görüşleri, en azından sembolik de olsa alınmalıydı.Meteoroloji Mühendisleri Odası iklim, iklim değişimi ve meteorolojik doğal olaylara bağlı yaşanan afetlerin yaşanmaması için alınması gereken önlemler konusunda 1970’li yıllardan beri çalışmalar yapmakta ve katkılar sunmaktadır. İklim değişimi 1970’li yıllardan itibaren odamızın gündemindedir.İklim odaklı bir yapılanma fikri, ilk olarak 1997’deki Kyoto Protokolü (COP3) ile gündeme gelmiş ve 2015 Paris Anlaşması (COP21) ile yeni bir sürece girmiştir.Uluslararası bazı şirketlerin kendi aralarında yaptığı “Doğal Varlık Şirketi Anlaşmasından” üç gün sonra Glasgow da (31 Ekim 2021) yapılan COP26 toplantısında NET SIFIR kabulü ile süreç yeni bir boyut kazanmıştır. Net Sıfır yaklaşımının, bu şirketlerin talepleri doğrultusunda karar altına alındığı konusunda güçlü deliller bulunmaktadır.Ülkemiz, bu sürece bazı itirazlar ve endişeler nedeniyle katılmamıştır. Ancak sürece katılım sağlanırken endişelerinin giderilip giderilmediğine ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu süreç bizim gibi ülkeler açısından birçok tartışmalar ve belirsizliklerle birlikte yürütülmektedir.Bu süreç sonunda “İklim Kanunu” teklifi olarak gündeme getirilen metnin neyi ifade ettiği ve ne gibi sonuçlar doğuracağı değerlendirilmelidir. Bu konuda sizlere bilgilendirme yapmak istiyoruz.Teklif edilen Kanun metninin ilk 7’nci maddesine kadar olan kısımda belirgin eksikler ve yanlışlar olsa da genel ifadelerden oluşmaktadır. 9. maddeden sonrası ise tamamen ticari bir yapıyı tanımlamaktadır.Kanun tasarısı için sunulan genel gerekçeler dikkate alınarak değerlendirme yapmak gerekirse;İklim değişikliği Kaynaklı Afetlerin etkilerini azaltmak için Dirençli şehirlerin oluşturulması iddiası; Açıklama, Şehirlerin planlanması ve tüm projelerin yapılmasında ve uygulanmasında meteorolojik parametrelerin dikkate alınması gerekir. Mevcut meteorolojik parametrelere uygun olmayan yapıların iklim değişimine “uygun hale getirilmesi” ifadesi gerçeklilikten uzaktır. Eğer planlar meteorolojik verilere uygun değilse, bu planları sadece meteorolojik parametrelerin yüzdelik değişimlerine uyumlu hale getirmek mümkün değildir. Mevcut mevzuat bu konularda yaşanan sorunların engellenmesi için yeterlidir. Sorun mevzuatın uygulanmamasından kaynaklanmaktadır.Yenilenebilir enerji kaynaklarının teşvikiyle doğa dostu üretim biyoçeşitliliğin korunması iddiası; Açıklama, Ülkemizde doğal alanlar hızlı bir şekilde amaç dışı kullanılmakta ve doğal özellikleri değiştirilmektedir. Bu durum, özellikle su kaynakları başta olmak üzere birçok doğal alanın yok olmasına neden olmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının teşviki alım fiyatları ve garantileri ile yıllardır yapılmaktadır. Doğal alanların korunması ve yenilenebilir enerji teşviki için mevcut mevzuat yeterlidir. Sorun kanunların uygulanmamasındadır.Su ve gıda güvenliğinin artırılması için gereken tedbirlerin yasal düzenleme altına alınması iddiası; Açıklama, Su ve gıda güvenliği her türlü doğal alanların, tarım ve orman alanları ile su havzalarının korunmasıyla mümkündür. Su havzaları yerleşime açılırken, bölgesel su potansiyelleri dikkate almadan fazla su ve enerji gerektiren tesisler su kıtlığı çeken bölgelere yerleştirilmektedir. Suları kirleten tesislere hiçbir işlem yapılmamaktadır. Mevcut mevzuat bu konudaki koruma tedbirleri için yeterlidir. Sorun mevzuatın uygulanmamasındadır.Kanun tasarısının tanıtımında söz edilmeyen konular nelerdir?-Tasarı, karbon emisyonu ile ilgili olarak uluslararası ticari bir yapı oluşturulduğu, bu yapının COP26 öncesi uluslararası şirketlerin oluşturduğu Doğal Varlık Şirketi Anlaşmalarının sonucu olduğu,-Oluşturulacak ticari yapı ile, ülkemizde ormanlık alanlarının herhangi bir gerekçelerle uluslararası şirketlere devredileceği ve bu alanların yutak alan olmasından dolayı o firmalara ödemler yapılacağı,-Gömülü karbon hesaplamalarının, ülkemizdeki üretim süreçlerine nasıl bir ek maliyet getireceği,-Atmosfere salınan her türlü kirleticilerin mevcut mevzuat ile önlenmesi mümkünken neden önlenmediği,-Su kaynaklarını kirletenlere yaptırım uygulanması mümkünken, mevcut mevzuatın devreye sokulmadığı, suların sürekli kirlenmesine seyirci kalındığı,-Sanayii, tarım, hayvancılık, ulaşım, enerji başta olmak üzere, nasıl bir ek yük getireceği konusunda bir çalışma yapılmadığı, genel söylemlerle geçiştirildiği,-Bu tasarının oluşturacağı ticari yapının, sadece uluslararası şirketlerin çıkarına olacağı,-Uzmanlık olarak tanımlanan alanın sorun olacağı,Sonuç olarak, bu tasarı yasalaşırsa, doğal alanların korunması ya da geliştirilmesi yönünde bir katkı sağlamayacağı ve uluslararası şirketlerin bu sistemden gelir elde edeceği, sonucunda yoksul insanlara ek maliyetler geleceği açıktır.Diyoruz ki; Sayın Vekilim, tüm bu nedenlerle İklim Kanunu teklifinin yasalaşmasına izin vermemenizi önemle rica ediyoruzSaygılarımızla.Yönetim Kurulu